Güzel bir pazar sabahı. Hava bulutlu olsa da, bulutlar, gökyüzünün maviliğini kapatacak kadar alçakta ve sık değil. Arka masada üç kişi var. Bunlardan yaşı otuzbeş kırk arası olan, yaşlı adama ondan alacağı tekneye ait sorular soruyor. Teknenin üstünde hangi donanımlar var, bir depo ile kaç mil gidiyor vb. Alacağı ilk tekne olduğunu anlatıyor adam, yaşlı olan ise ona; ilk teknesi ise, daha küçük bir şey almasını öğütlüyor. Adam, küçük bir tekne alırsa kendisini sıkabileceğini, başlangıcı yaşlı adamın sattığı gibi bir tekne ile yapmak istediğini söylüyor. Diğer masada ise, kahvaltı bitirilmiş, havanın poyraz mı, lodos mu olduğu konuşuluyor. Aletlere göre lodos, esen rüzgara bakılırsa poyrazmış.
Kalamış Marina'dayız. Burası, Marina'nın Divan'a ait brasseriesi. Yerler bir teknenin güvertesi gibi ahşap döşenmiş. Küçük bir geminin kaptan köşkünün üstü bar olarak kullanılıyor. İleride ise gene bir gemiden sökülmüş lomboz var. Sanki güvertedesiniz. Garson hemen hemen bütün müşterileri tanıyor. Servis yaparken hiç sormadan çaylarını , kahvelerini alışkanlıklarına göre getiriyor. Karşımızda yüzlerce yelkenlinin direkleri görünüyor. Çevrede yürüyüşe çıkmış, kah marinada bağlı , kah arkadaki tekne parkında kızağa çekilmiş tekneleri ile ilgilenmeye gelmiş, burberry , paul&shark markalarını gerçek kullanım alanlarında görebileceğiniz bir çok insan. Eminim çoğu, tanıdığımız şirketlerin CFO,CEO ya da ortaklarından biri, yönetim kurulu üyesi ya da aileden zengin kişiler. Bu adamları (ve kadınları) gündelik hayatlarının içerisinde görebileceğiniz nadir yerlerden biri bence Kalamış Marina.Bazıları yeni aldığı teknesiyle yazın yapacağı akdeniz seyahatine pratik olmak üzere bu tür havalarda adalara kadar gidiyor, bazıları zevkine bu tür havalarda yelkene çıkıyor. Genellikle adalara kadar gidiliyor, orada bir meyhanenin iskelesine yanaşılıyor, rakı balık sohbetinden sonra da akşam dönülüyor. Marina'daki yüzlerce yelkenli arasında, takımların yelkenlilerinden tutunda her sınıf ve boyda tekne görmek mümkün. Tabii, harika motor yatlar da var. Sohbetlerin konusu ise, bir türlü bırakılamayan sigara ya da bırakılmış ama tekrar içilmesinden duyulan korkular. Genellikle orta yaş ve üstü bu grupta sağlıklı yaşamak, sohbetlerin ortak noktası.
Buraya gelme nedenim kızikonun yakınlarda bir yerde aldığı özel matematik dersi. O ders alırken, ben de pazar aylaklığı yapıyorum böyle. Biraz ileride Fenerbahçe burnunda, yan yana sıralanmış İstanbul Yelken Kulübünün, Fenerbahçe Yelken Kulübünün de yerleri var. Yazın buralarda yemek yemek apayrı bir keyiftir. Bahçeye çıkarken ceviz döşemeleriyle toplantı odalarını ya da salonlarını görebileceğiniz İstanbul Yelken Kulübü burada çok yaşanmışlıklar, toplantılar ve gezi planları yapıldığını size fısıldar.Kuruluşu 1952 yılına dayanmaktadır. Eşyaların hiç biri kitsch değildir. Çok rafine bir zevkin yansımasıdır. Ben buraları çok severim. Bambaşka hayatlar ve hikayeler vardır. Neşe'nin bir kaç dostu sayesinde bu hayatların bazılarına da tanık olmuştum.Yanında iki çayla süslediğim omletimi yedikten sonra, kalkıp biraz da parkta yürüyeyim diyorum. Marina'nın çıkışında bütün denizcilerin babası Sadun Boro ve eşinin heykelini selamladıktan sonra, yönümü Fenerbahçe burnuna doğru değil de tersi istikametine doğru çevirip hemen yandaki parkta kısa bir gezintiye çıkıyorum. Burada bir tenis kortu ve bir de mini futbol sahası var. Oldukça bakımlı bu parkta biraz daha yürüyerek, ders saatinin bitmesini bekliyorum.
Kızikomun dersi bitmiş, ders modundan çıkıp hemen arabada kendi cd'sini koyuyor. Biryandan da beni upgrade ediyor. Kıziko, burber tarzı müziğe merak sarmış, ellili yıllar tarzı bir müzik bu. Hani şu duş altında ya da soyunma odalarında bir kaç kişi birlikte söylerler ya, o tarz işte. Adamın biri kızkardeşi Kate'in ne güzel dans ettiğini anlatıyor. Yolumuz Caddebostan'dan geçerek Ataşehir'e gitmek üzere kurulu, ancak, Caddebostanda Migros'un bir üst versiyonu olan Macro'da durup akşam yemeği için bir şeyler alacağız. Ben İstanbulun bu bölgesine doyamıyorum. Eski yalılar, ahşap evler, ahşap bir kaç katlı apartmanlar, köşkten bozulmuş ama hala geniş bir bahçesi ve estetiği olan apartmanlar. Bir sürü çiçeğin ve ağacın kokusu toprak kokusu ile karışmış. Buralarda yürümek bambaşka bir keyif.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder