22 Aralık 2011 Perşembe

Harem Vapuru

Bazen böyle oluyor işte. Nedensiz bir şekilde içimde bir yer kanıyor. Vapurda canı sıkkın oturmuş, bu sefer neresi kanıyor acaba diye kendimi yokluyorum. Akşam karanlığı vapurun içine de yansımış, ışıklar ne içimi ne de vapuru aydınlatıyor. Derken karşı çaprazımda oturan orta yaşlı, temiz yüzlü adam, elindeki simidi uzatıyor, tok ve kendinden emin bir sesle "buyrun birlikte yiyelim" diyor. Teşekkür ediyorum. Almayacağımı söylüyorum. Başımı tekrar önüme indirdiğimde, o güne kadar bütün uzun yol yolculuklarında, matah bir şeymiş gibi, daha baştan yanımdakiyle varana kadar tek kelime konuşmayacağım diyerek yanlarına oturduğum herkesten ve bu adamdan asık suratlılığımdan ötürü özür diliyorum. Derken masaya bir adam daha geliyor. İlk adam, ona da aynı teklifi yapıyor. Elindeki simidi uzatarak "buyrun birlikte yiyelim" diyor. Ama bu yeni adam daha sıcakkanlı, teşekkür ettikten sonra birazdan yemek yiyeceğini düzenini bozmak istemediğini tatlı bir tebessümle anlatıyor. İlk adam, yorgunca başını önüne eğerek sanki elindeki simidi tek başına yemek istemezmiş gibi simidini yiyor. Benim gibi onun bu halini gören diğer adam, kaç yaşındasın diyor. Ben içimden daldı konuya tam ortadan diyorum. İlk adam, elliüç olduğunu söylüyor. Diğeri kendisinin yaşını tahmin ettirmeye çalıştıktan sonra altmış yaşında olduğunu söylüyor. Böyle tahmin ettirmeye çalıştığına göre bakayım bir neye benziyor diye adama bakıyorum. Göstermiyor evet. Ama, oldum olası da, erkekler arasındaki bu muhabbeti hiç sevmem. "Niye senin yaşını tahmin edeyim kardeşim? Kompliman mı yapacağım erkek erkeğe" derken beklenen soru geliyor. Diğer adam, bana "sen kaç yaşındasın"  diyor. Hadi bakalım, istemeye istemeye yaş sohbetinin ortasındayım. Kendimi sözlü sınav gerginliği içinde hissederek,"kırkbeş" diyorum. Şimdi sınav sonucunu bekler gibi gergin, cevabı bekler buluyorum kendimi. Adam, sen de iyisin ama zayıflaman lazım diyerek, bir de tavsiye veriyor.Yani gene dörtbuçuktan beş.

Vapur yanaşmaya başlıyor, dikkatli olun anonsundan sonra yol arkadaşlarıma iyi akşamlar dileyerek merdivenlere yöneliyorum. İçimde sabah kulaklığımda dinlediğim bir parça çalmaya başlıyor. Dalaras, El Cascabel'i söylüyor. Ruhuma yüzünü öğleden beri göstermeyen neşe, gene benimle birlikte. Durağıma doğru yürürken şehirler arası otobüs çığırtkanları muhtelif şehirlere davet ediyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder